Tıka Basa Polina Sefası

İstanbul’un en sevdiğim zamanlarındayız… Uzun süren bir kışın ardından bahar, bu sene daha bir değerli sanki… E o zaman bu baharın bol bol keyfi sürülmeli, tadı çıkarılmalı… dedik ve sevgili anne&babamın gelişini de bahane ederek maaile düştük Polonezköy yollarına. Tam evden çıkarken başlayan yağmur bir an acaba (mı?) dedirtse de, renklerin cümbüşünü izleme hevesimizle yola devam ettik…

Bilenlere hatırlatma olsun, bilmeyenlere de azıcık bilgi vereyim. Polonezköy İstanbul’un içinde İstanbul’a uzak, Beykoz ilçesine bağlı, yeşili bol, keyfinize göre vakit geçirebileceğiniz bir sayfiye yeri… benim içinse kocaman bir bahçe… Köy, 1842 yılında Polonyalı sürgünlerin siyasi lideri olan Prens Adam Czartoryski tarafından, Osmanlı Devleti sınırları içinde bir siyasi göç merkezi oluşturmak amacıyla kurulmuş. İlk başlarda sadece 12 kişilik nüfusuyla çiftçilik, hayvancılık ve ormancılıkla meşgul bir tarım köyüyken, bugün 1000lere ulaşan nüfusu, temiz havası ve doğal güzellikleri, ve özellikle kirazlarıyla meşhur bir tatil köyüne dönüşmüş.

Benim bu güzel beldeyle ilk tanışmamsa ekrandan olmuştu, “Dedem, Gofret ve Ben” dizisi sayesinde… O zamandan bayılmıştım doğasına, buradaki evlere… İstanbul’a yerleştikten sonra da sık sık geldiğim bir dinlenme yeri oldu ve en sevdiğim mekan da muhteşem kahvaltısıyla “Polina House”. Köy meydanına geldikten sonra (Beykoz tarafından) sola aşağı doğru kıvrılıyorsunuz, az ilerde sağda. Kapıda sizi genelde “Cabbar” karşılıyor, uzun kuyruklu renkli mi renkli, sevimli papağan, o günde oradaydı. Bizi buyur etti, biz de bahçe mi içerisi mi derken, yağmurun serinliğini de göz önüne alarak şömineli odaya geçip cam kenarına kurulduk. Dedik  ki çok açız, hemen donatın sofrayı… ve yavaş yavaş gelmeye başladı… Kızarmış ekmek, zeytinli ekmek, buz üstünde tereyağı, çeşit çeşit zeytinler, peynir tabağı özellikle kocaman bir tabak lor peyniri (ki çok lezzetliydi) domates, salatalık, köy usulü yumurta ve… ve… harika reçeller; dağ çileği, akasya, şeftali, vişne, kekik… bu sefer yoktu ama daha önce bir de ceviz reçeli yemiştim tadı hala damağımda… Keyifle, sohbetle yedik… durduk, durduk tekrar başladık, sıcak çayımız her daim yanı başımızdaydı. Bir ara baktık eli kolu, sepeti otla dolu maviş bir teyze girdi içeri, Emine Teyze. Bahçesinden yeni kopardığı otlarını getirmiş satmak için, tazecik mis gibi kokuyorlar. Kıvırcık, kaz ayağı, nane, ebegümeci ve maydanoz aldık (hafta boyunca da afiyetle yedik).

Saat 13.00e doğru, güneşin de etkisiyle miskinleşmeye başlayınca yürüyüş vaktinin geldiğini anladık ve kalktık. Emin olmamakla birlikte, sanırım kahvaltı servisi 14.00e kadar sürüyor, ondan sonrasına mangal ve hamak keyfiyle devam edebilirsiniz ister burada ister başka bir mekanda. Kahvaltının ardından hala yeriniz kalırsa ya da yürüyüşten sonra kahveniz eşliğinde yine ev yapımı pastaların da tadına bakmanızı tavsiye ederim. Biz gerçekten tıka basa yediğimiz, hatta masada kalan reçelleri de yazık olmasın(!) diye küçük kaplarda aldığımız için, bu sefer pasta kısmını es geçtik. Güleryüzle uğurlanırken baktık ki, “Panço” da uyanmış keyif yapıyor. Diyette olduğu için sanırım pek bir miskindi, güneşimi kesmeseniz der gibi kafayı kaldırıp bir bakış attıktan sonra uykusuna devam etti. Biz de yürüyüş ve fotoğraf safhasına geçtik…

Toprak kokusu ve rüzgar eşliğinde, temiz hava depoladık, güneşle ısındık, çevredeki küçüklü büyüklü evlere, bahçelere baktık, hayaller kurduk, çok mutlu olduk… Tarlalar sarı ve yeşilin tonlarında, ağaçlar pembe ve morun… içimiz açıldı. Bir saatten fazla yürüdükten sonra yeşili içimize sindirdik, biraz da maviyi ve erguvanları izleyelim dedik ve Polonezköy sefasını sonlandırıp boğaza doğru yola koyulduk. Yolda durup çilek almayı da ihmal etmedik.

Siz yürüyüşten sonrasına farklı şekillerde devam edip, bu sefayı istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Piknik, bisiklet, at gezisi, voleybol, varsa gittiğiniz dönemde Kültür Evi’nde sergi… Hepsi için alternatifler mevcut. Hatta ben çok sevdim, bu geceyi burada geçirmek istiyorum derseniz de hay hay, yine seçenek çok. Konaklama fiyatlarını bilmiyorum, ama unutmadan bizim yaptığımız keyifli kahvaltının ücreti kişi başı 35 TL, doyma garantisi içinde 🙂 Ben daha detaylı bilgi istiyorum derseniz de www.polonezkoy.com dan her türlü detaya ulaşabilirsiniz.

Aklımdayken, bunu ben de yeni öğrendim; köyün kuruluş yıldönümlerinde, her sene Haziran ayinda Polonya’dan gelen folklor ekiplerinin gösterileri eşliğinde Kiraz Festivali’yle kutlanıyormuş… Takipte olacağım, yakalarsam yazarım size…

Reklamlar

Tıka Basa Polina Sefası” üzerine bir düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s