Sakıp Sabancı Müzesi ve Rembrandt

Yemyeşil bir bahçe karşıladı bizi Sakıp Sabancı Müzesi girişinde. Hoşgeldiniz dedi havuzdaki nilüferler ve yanı başlarındaki merdivenlere doğru buyur ettiler bizi. Yavaş yavaş, yasemin ve iğde kokularını içimize çekerek yukarı çıktık ve Atlı Köşk’ün önüne geldik. Emirgan günümüzün ikinci yarısına başladık…

        

Buraya Atlı Köşk denmesinin sebebi müzenin ana binası olan, 1950-1998 yılları arasında Sabancı ailesine ev sahipliği yapan villanın önündeki 1864 yapımı at heykeli. Uzun yıllar hem konut olarak kullanılmış köşk hem de Sakıp Sabancı’nın hat ve resim koleksiyonunu barındırmış, 1998 yılında da içindeki koleksiyon ve eşyalar ile müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Üniversitesi’ne tahsis edilmiş. Köşkün giriş katında “Aile Odaları”nı ve üst katında da “Sakıp Sabancı Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu” sergisini gezebilirsiniz. “Aile Odaları” kısmında Sabancı ailesinin burada yaşadığı dönemde kullandığı, çeşitli dönemlerde Avrupa’dan gelmiş mobilyalar, porselen eşyalar, büyük vazolar, avizeler, saatler vs var. Benim en çok ilgimi çekenler; 19.yüzyılın sonlarına ait ahşap üzerine metal kakma ve porselen aplike “Madalyonlu Sehpa” ve Sakıp Sabancı’nın 1974-2003 yılları arasında kullanmış olduğu ajandaları. “Çalışmak, çalışmak, çalışmak” dermiş ya hani hep, ne kadar çok çalıştığını detaylarıyla görebilirsiniz bu ajandalarda. Üst kattaki koleksiyon ise 14. yüzyıldan 20. yüzyıla, İslam sanatına ait, ünlü hattatların ve kitap sanatçılarının elinden çıkmış elyazması eserlerin ve hattatların yazı yazmada kullandığı araçların sergilendiği, hakkını verebilmek adına ayrıca bir günümüzü ayırmaya karar verdiğimiz görsel bir şölen.

Müze villaya eklenen galeriyle beraber 2002 yılında ziyarete açılmış. “Karanlıkla Işığın Buluştuğu Yerde… Rembrandt ve Çağdaşları – Hollanda Sanatının Altın Çağı” sergisi de bu kısımda. Köşk ve galeri arasında geçiş var ama ana giriş burada. Rehber eşliğinde ya da sesli tur cihazıyla gezebiliyorsunuz. Biz ikinci seçeneği tercih ettik, daha özgür olabilmek için ve merdivenlerden aşağı inerek gezimize başladık.

Altın Çağ, bugünkü Hollanda’nın öncülü Felemenk Cumhuriyeti’nin gemicilik, ticaret, kentsel gelişim, bilim ve kültürde büyük ilerlemeler yaşadığı 17. yüzyıl dönemi. Rembrandt ve Hollanda resminin önde gelen isimlerine ait tablo, desen ve objelerden oluşan 110 parça var sergide. İlgi alanınıza göre her parçanın önünde uzun uzun vakit geçirebilirsiniz. Benim her detayını incelediğim, uzun uzun seyrettiğim ve hayran kaldığım eserlerse;

Kuzey Hollanda Yapımı Bir Çift Düğün Eldiveni, 1622… Oğlak derisi, ipek, saten, altın sırma ve tatlı su incileri… Düğün eldivenleri törenler için özel yapılırmış. Düğün günü gelin ve damat birbirlerine sağ ellerini verinceye kadar gelin bu eldivenleri giyermiş. İşlemeler muhteşem, eldivenler çok şık…

 

İki Çocuklu Çift ve Dadı Portreli Manzara, 1667…Adriaen van de Velde… Ressam, insan ve hayvan figürlerindeki olağanüstü ustalığıyla ünlüymüş ve bu yeteneği nedeniyle çoğu kez başka ressamların manzara resimlerine ya da kent görünümlerine insan ve hayvan figürleri eklemeye çağrılırmış. Detaylardaki canlılık sanki ordaymışsınız hissi uyandırıyor…

Yel Değirmeni Kupa, 1636… İçki yarışmalarında kullanılan bir oyun aracı… amaç boruya üfleyerek değirmenin kanatlarını döndürmek ve kanatlar durmadan önce kupadaki içkiyi bitirmekmiş. Üstelik içkiyi bir yudumda bitirmek gerekiyormuş, çünkü bu bardak masaya ancak baş aşağı koyulabiliyormuş. Ben de oynayabilir miyim?

Balıklı Natürmort, 1647… Pieter Claesz… 17.yüzyılda balık ekmekten oluşan öğünlerin betimlendiği natürmortlara “ontbijtjes” adı veriliyormuş. Nasıl telafuz ediliyor acaba?  “Rummer” denen içki bardakları da kolay tutulması için cam kabarcıklarla bezenirmiş ve o dönemde çok revaçtaymış. Benim fotoğrafımdan yeterince anlaşılamıyor olabilir ama özellikle masa örtüsündeki ve peçetedeki beyazın farklı tonlarına uzun süre baktım, o kadar gerçek ki herşey elimi uzatsam peçetedeki kırışıklıkları düzeltebilirim sanki…

Doğa Güçleri ve Serpme Çiçek Desenli Masa Halısı, 1650… Ortadaki serpme çiçekler ülkenin bitkilere duyduğu büyük ilgiye tanıklık ediyormuş. Bu halıyı asıl özel kılansa kenarlardaki dört doğa gücünü, Toprak-Hava-Ateş-Su, temsil eden figürlü sahnelermiş. Figürlerin her biri ayrı bir tablo gibiydi ve o kadar çok şey anlatıyordu ki…

Sergi temalara göre ayrılmış 11 bölümde tamamlanıyor; Kent Sakinleri, Felemenk Kırları, Kent Yaşamı, Farklılığa Saygı, Tarihten Sahneler: Rembrandt ve İzleyicileri, Sokak Kapısından Girince, Av, Avam Yaşamı, Natürmort, Deniz Gücü, Yabancı Diyarlara Duyulan Merak ve Altın Çağın Sonu… 17.Haziran’a kadar gezilebilir.

Galerinin en alt katındaysa Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu bulunuyor, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türk Resmi”…  Sakıp Sabancı, Türk resminin belirli bir dönemine duyduğu merak ve ilgiyle oluşturmuş bu koleksiyonu. Bu bölümde de en beğendiğim, özellikle renkleriyle beni cezbeden Nazmi Ziya Güran’a ait 1935 yapımı “Taksim Meydanı” tablosuydu. Bu bölümü de, Osman Hamdi Bey’le başlayıp Fikret Muallâ’yla bitirdik ve müzelerin en sevdiğim kısmı olan müze mağazasına çıktık.

Mağazada, müze koleksiyonuna, geçmiş ve şu anki sergilere ait, her yaşa uygun bol hediye seçeneği var. Takılarda ve gümüş tütsülüklerde özellikle aklım kaldı ama “Taksim Meydanı” tablosunun magnet ve defterini almakla yetindim. Alışverişimizi de tamamladıktan sonra müze gezimizin sonuna geldik ve o güzel, yeşil bahçeye bu sefer boğaz manzarasını izlemek için çıktık. Nilüferlerin artık gitme vaktinin geldiğini kibar bir dille anlatmak için kapandığını görünce de, görüşmek üzere deyip ayrıldık.

Unutmadan müzenin boğaz manzaralı bir de restoranı mevcut, “MüzedeChanga”. Terasında kocaman mermer bir masa var ki, restoranda kullanılan tüm mobilyalar burası için özel olarak tasarlanmış. Ayrıca müzede güncel sergileri destekleyen çeşitli etkinlikler ve hem çocuklara hem yetişkinlere yönelik atölye programları da düzenleniyormuş. Her türlü ayrıntıya http://muze.sabanciuniv.edu/anasayfa dan ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki sergide buluşmak üzere… Benden ve Emirgan’dan sevgiler 🙂

Reklamlar

Sakıp Sabancı Müzesi ve Rembrandt” üzerine 2 düşünce

  1. “ontbijtjes” hollandacanın almancayla benzerliğinden yola çıkarak ontbiytyes diye okunuyor olabilir:)
    İçimde müzeye gitme isteği uyandıran yazıların için teşekkürler Burcu…

  2. Bende Dün oranın ziyaretçisi olarak , yazınızı görünce okumadan edemedim 🙂
    harika bir yazı olmuş, detaylarada çok güzel değinmişsiniz.
    benimde en beğendiğim tablo, vazodaki çiçekler ve bir kedi onları devirmeye çalışıyor.
    müzenin mağazasında da çok başarılı tasarımlı takılar var.
    ben kendime , “inci küpeli kadın” portresinden etkilenip ,inci küpeler aldım
    Sevgiler
    Zeliha Daghan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s